Ne zaman petrol ve doğalgazla ilgili uluslararası bir anlaşmaya imza atsak ve bu anlaşmanın bize sağladığı gücün farkına varsak; ABD hemen olaya müdahale ediyor. Nasıl mı?
Türkiye- İran Yumurtalık Boru Hattı 1958 yılında açıldı. Türkiye bu anlaşma ile birlikte Ortadoğu’da güçlü bir ele sahip oldu. Menderes; Türkiye’nin ABD’ye bağımlı dış politikası konusunda uslu çocuğu oynamaktan vazgeçeceği görüntüsünü çizip Rusya ile görüşmelere başladığı an ABD’nin kara listesine alındı.1. Dünya Savaşından beri Ortadoğu petrollerinde gözü olan ve Ortadoğu ülkelerine sahip oldukları petrolü yedirmemeyi hedef edinen dünyanın en büyük emperyalist ülkesinin; Türkiye- İran yakınlaşmasına, hele de bu yakınlaşmanın petrol üzerinden olmasına izin vermesi mümkün değildi. ABD boru hattının açılması ile birlikte bölgede güçlü konuma gelen ve sözünden çıkma tehlikesi olan Türkiye’de hemen iç çatışmalar çıkartıp 60 darbesinin yapılmasını sağladı. Eğer ABD’nin çıkarlarına hizmet etmiyorsan ve ona tamamen bağımlı bir ülke değilsen ne topraklarında çıkan petrolü istediğin gibi kullanabilirsin ne de bu petrolün transit geçişinde sana söz hakkı tanınır.
Bu gün İran’a NÜKLEER ENERJİ kullandığı için bir çok yaptırımlarda bulunan ve savaş açmak için gerekli koşulların oluşmasını bekleyen ABD’nin 1957 yılında İran’ın bu nükleer çalışmalarına destek verdiğini, onu yüreklendirdiğini hatta 1958 yılında Uluslararası Nükleer Enerji Ajansına ABD’nin istek ve desteğiyle üye olduğunu söylesem sanırım Amerika’nın; "ülkeniz benim kontrolüm altında olduğu müddetçe
her türlü çalışmayı yapmanızı desteklerim" düşüncesinde olduğunu görürsünüz. Nitekim İran bu günden farklı olarak bahsettiğim dönemde ABD ile müttefikti ve gerek ekonomik gerekse siyasi işbirliği içindeydi.
1. Körfez Savaşı döneminde bu savaştan en büyük yarayı Türkiye almıştır. Türkiye’nin maddi olarak uğradığı kayıp 100 Milyar Dolar civarındadır.
Kerkük- Yumurtalık Boru hattının ABD’nın isteği ile kapatılması ve Irak ile ticari ilişkimize AMBARGO koymamızı istemesiyle ortaya çıkan bu kayıp aynı zamanda sınır ticareti yapan Güneydoğu Anadolu halkını da vurmuş bölgede işsizliğin artmasına neden olmuştur. Körfez Savaşı; bölgede PKK’ya katılım oranının maksimum düzeyde gerçekleşmesine ve PKK’nın Güneydoğu Anadolu’da etkinliğini ve gücünü arttırmasına neden olmuştur.
ABD ise bizden ambargo uygulamamızı isterken; kendisi Ürdün üzerinden Irak’la ticari alış verişini en üst düzeye çıkarmıştır.
Gelelim Bakü Tiflis Ceyhan (BTC) anlaşmasına. BTC’nin ilk oluşumunda Tiflis yoktu. Fikir babası T. Özal olan projede ilk imzalar T. Çiller’in Başbakanlığı döneminde 1994 yılında atıldı. Rusya’nın saf dışı bırakılıp Hazar Petrollerinde Türk egemenliğinin ele geçirilmesi 1958′deki dönemi tekrar yaşamamıza neden oldu. Türkiye güçleniyor ve bölgede Türki Cumhuriyetleri ile ilişkileri perçinleniyordu. Her ne kadar bu anlaşmaya ABD destek vermiş gibi de görünse Türkiye’nin tek başına hareket etmesini önlemek zorunluluğu vardı.
Bu sefer Amerika; Türkiye’de iç çatışma yerine, ekonomik kriz çıkarmayı tercih etti. Hatırlarsınız 1994 krizi özellikle orta direk tabir edilen memuru perişan etmişti. Türkiye’ye tek başına petrolün gelirini yedirmemeye kararlı olan ve bölgede kendinden bağımsız büyük bir güç olmasına izin vermeyen ABD; o günden sonra ülkemizde çıkardığı siyasi krizler ile istediğini elde etmiştir.
2000 yılında BTC’nin temel mühendislik çalışmalarına başlandı.
Amerika’nın Türkiye’nin BTC ile -bağımsızlığını kazanması- ve Türki Cumhuriyetleriyle birlik oluşturup AB güdümlü sömürü politikasından vazgeçme sinyalleri vermesi üzerine; ülkemize son olarak 2001 yılı krizini yaşatmıştır.
Yazımın başında da belirttiğim gibi; ne zaman petrol ve doğalgazla ilgili uluslararası bir anlaşmaya imza atsak ve bu anlaşmanın bize sağladığı gücün farkına varsak; ABD hemen olaya müdahale ediyor. Çünkü bizi yöneten hükümetler ABD’den icazetle iktidar oluyor. ABD’nin sözünden çıkma ve çıkarlarına aykırı bir girişimde bulunduğu fark edildiği an; ipi çekiliyor.
Bu gün ABD’nin Türkiye’nin AKP ile yoluna devam etmesini istemesindeki en büyük neden de bu. Anlaşılan AKP kuruluş aşamasından itibaren; ABD’nin sözünden çıkmayacağı, petrolün AB ülkelerine transit geçişinin pürüzsüz sağlanacağı, jeopolitik konumunu ABD ve AB’ye karşı kullanmayacağı, bölgede bu iki güce karşılık üçüncü bir güç olarak ortaya çıkmayacağı konusunda güvence vermiş. Ve verdiği güvencenin sonuna kadar arkasında durduğunu ispatlamış.